Modern sanat tarihinde bazı sanatçılar yalnızca eser üretmez, bakış açımızı kökten değiştirir. Alexander Calder, heykeli durağan bir nesne olmaktan çıkarıp hareketle, dengeyle ve zamanla ilişkilendiren en yenilikçi isimlerden biri olarak 20. yüzyıl sanatına damgasını vurmuştur. Mobil heykel ve kinetik sanat kavramlarını sanat dünyasına kazandıran Calder, rüzgârla salınan formlarıyla izleyiciyi pasif bir seyirci olmaktan çıkarır ve eserin bir parçası hâline getirir.

Alexander Calder 1898-1976
Peki Calder’in mobil heykelleri nasıl doğdu?
Aslında her şey bir soru ile başladı. 1930’ların başında Paris’te geçirdiği dönem boyunca, Piet Mondrian’ın geometrik tablolarından ilham aldı ve “bu formlar neden hareket etmesin?” sorusunu sordu.
İlk başta tel ve basit malzemelerle yaptığı mekanik, elle döndürülen deneysel formlar, zamanla rüzgarla, hava akımıyla salınan özgür yapıtlara dönüştü.
Ayrıca bu heykellere ilk kez Marcel Duchamp “mobil” adını verdi.
Heykel tarihinde devrim niteliğinde bir fikir olan mobilleriyle Calder, modern sanatın durağanlıkla olan bağını da kopartarak kinetik sanatın da öncüsü haline geldi.

Martigues
Calder’in Mobil Heykellerindeki Denge ve Ahenk
Calder’in mobil heykellerinde, renkler, formlar, kütleler ve boşluklar arasında hassas bir denge kurulur. Her eserinde, parçalar arasında sessiz bir diyalog, yavaş ve uyumlu bir akış vardır.
İzleyiciyi anda tutmasıyla, sabırla gözlem yapmaya ve bekledikçe değişen ahengi keşfetmeye davet eder.
Calder’in sanatı yalnızca izlenilen değil, üzerine yavaşça düşünülmesi gereken, hissedilen ve değişen bir deneyime dönüştürülmüştür. Bizlere hareketin içindeki dinginliği, dengenin içindeki ahengi göstererek farklı bir bakış açısı sunmuştur.

Lobster Trap and Fish Tail



